Bir akşam Buenos Aires’te yapılan sıradan bir siyasi sohbet bile dönüp dolaşıp çoğu zaman Juan Domingo Perón’a bağlanıyor. Çünkü Perón, Arjantin tarihinde yalnızca bir devlet başkanı olarak değil, aynı zamanda ülkenin siyasi dilini, toplumsal kutuplaşmasını ve kitle siyaseti anlayışını kökten etkileyen bir figür olarak öne çıkıyor. 1940’larda başlayan yükselişiyle birlikte işçi sınıfını merkeze alan, devletin ekonomide daha güçlü rol üstlendiği ve lider etrafında şekillenen yeni bir siyasal hat ortaya çıkmış. Bu çizgi zamanla yalnızca bir dönem politikası olmaktan çıkıp Arjantin siyasetinin en belirleyici geleneklerinden birine dönüşmüş.
Perón’un etkisini bu kadar kalıcı kılan şey, ardında sadece bir iktidar dönemi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasal kimlik bırakmış olması. Bugün bile ülkede birçok siyasi tartışma doğrudan ya da dolaylı biçimde Peronizm üzerinden okunuyor. Kimi kesimler onu sosyal adalet, emek siyaseti ve halk desteğiyle özdeşleştirirken, kimi kesimler ise otoriter eğilimleri, muhalefet üzerindeki baskıları ve kutuplaştırıcı mirası üzerinden değerlendiriyor. Bu yüzden Arjantin siyasetini anlamaya çalışan herkes için Perón, hâlâ ilk bakılması gereken temel başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
PERON’UN YÜKSELİŞİ: 17 EKİM 1945
Perón’un hikâyesi, aslında bir askeri darbeyle başlıyor. 1943’te ordu yönetime el koyduğunda, Albay Perón önce Çalışma Bakanı, ardından Savaş Bakanı ve Başkan Yardımcısı oldu. Ama onu asıl güçlü kılan, Çalışma Bakanlığı’ndaki performansıydı. Perón, işçi sınıfının sorunlarını yakından tanıyor ve onlara ulaşabiliyordu. Sendikalarla yakın ilişkiler kurdu, işçi haklarını genişleten yasalar çıkardı, maaşları artırdı. Bu politikalar, onu kısa sürede işçilerin gözünde bir kahramana dönüştürdü. Ancak geleneksel elitler ve ordu içindeki muhalifler, bu durumdan rahatsızdı. Ekim 1945’te Perón’u tutuklayıp bir adaya sürgüne gönderdiler. Bunu duyan işçi sendikaları hemen harekete geçti. 17 Ekim 1945’te binlerce işçi, Buenos Aires’in merkezindeki Plaza de Mayo’da toplandı. Bu tarihi gösteri, Arjantin’de kitlesel siyasetin doğuşu anlamına geliyordu. Hükümet geri adım atmak zorunda kaldı ve Perón serbest bırakıldı. O akşam balkondan halka seslenen Perón, işçilerle arasında ömürlük bir bağ kurdu. 17 Ekim, bugün hâlâ Peronistler tarafından “Sadakat Günü” olarak kutlanıyor.
PERONİZM’İN TEMEL PRENSİPLERİ
Perón, 1946’da yapılan seçimleri ezici bir çoğunlukla kazandı ve devlet başkanı oldu. Onun ideolojisi, “justicialismo” olarak adlandırılıyordu ve üç temel ilkeye dayanıyordu: siyasi egemenlik, ekonomik bağımsızlık ve sosyal adalet. Perón, ne kapitalizm ne de komünizm diyor, üçüncü bir yol izliyordu. Devleti ekonomide ana aktör haline getirdi; demiryolları, telefon şirketleri, limanlar millileştirildi. Yerli sanayiyi korumak için gümrük duvarları yükseltildi. İşçi hakları anayasal güvence altına alındı. Ücretli tatil, yıllık ikramiye (aguinaldo), iş güvencesi gibi kavramlar ilk kez bu dönemde yasalaştı. Sendikalar devletin ortağı haline geldi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Üniversiteler ücretsiz hale getirildi ve halka açıldı. Perón, bir yandan da milliyetçi bir söylem geliştiriyor, yabancı sermayeyi ve emperyalizmi hedef alıyordu. Bu politikalar, ona alt sınıfların sarsılmaz desteğini kazandırdı.
EVA PERON’UN ROLÜ
Perón’un başarısında eşi Eva Duarte’nin (Evita) payı çok büyük. Evita, yoksul bir aileden geliyordu ve radyo oyunculuğu yaparak tanınmıştı. Perón’la tanıştıktan sonra siyasetin içine girdi. Evita, işçilerle Perón arasında duygusal bir köprü oldu. Onun “kömür işçileri” (descamisados) dediği halkla kurduğu sıcak ilişki, Perón’un iktidarını sağlamlaştırdı. Evita, devlet başkanı olmamasına rağmen, Çalışma Bakanlığı’nda fiilen çalıştı ve kadınların örgütlenmesine öncülük etti. 1947’de Kadınlar Partisi’ni kurdu ve kadınlara seçme hakkının tanınmasında kilit rol oynadı. Eva Perón Vakfı, yoksullara yardım dağıtan, okullar ve hastaneler açan dev bir kuruma dönüştü. Evita, halkın gözünde adeta bir azizeydi. 1952’de kanserden öldüğünde, ülke günlerce yas tuttu. Onun ölümü, Perón’un popülaritesini daha da artırdı, ama aynı zamanda Perón’un en sadık destekçisini kaybetmesine neden oldu.

PERONİZM’İN EKONOMİK POLİTİKALARI VE ÇELİŞKİLERİ
Perón’un ekonomi politikaları, ilk yıllarda büyük başarı getirdi. Savaş sonrası Avrupa’nın ihtiyacı olan et ve tahıl ihracatı sayesinde ülke kasası doldu. Bu gelirle sanayileşme hamlesi yapıldı, altyapı yatırımları arttı. Ancak 1940’ların sonunda işler tersine dönmeye başladı. Tarım sektörü ihmal edildi, verimlilik düştü. Devletin ağırlığı özel sektörü dışladı. Enflasyon yükseldi, kıtlıklar baş gösterdi. Perón, ekonomik sıkıntıları gidermek için baskıcı önlemlere yöneldi. Muhalif gazeteler kapatıldı, üniversitelerde muhalif öğretim üyeleri tasfiye edildi. Kiliseyle arası açıldı, hatta boşanma yasası çıkarıldı. Bu politikalar, orta sınıfı ve muhafazakâr kesimi rahatsız etti. 1955’te ordu, “Kurtarıcı Devrim” adıyla bir darbe yaparak Perón’u devirdi. Perón, İspanya’ya sürgüne gitti. Ama Peronizm bitmemişti, aksine yeraltında büyümeye devam ediyordu.
PERONİZM’İN YASAKLI YILLARI VE DİRENİŞ
1955’ten 1973’e kadar Perón, sürgünde yaşadı ve Peronist Parti yasaklandı. Ama Perón, sürgünden bile Arjantin siyasetini yönlendirmeye devam etti. Peronist sendikalar, işçi sınıfı içinde örgütlü kaldı. Gençlik hareketleri Perón’u sahiplendi. Her seçimde Peronist adaylar ya da Peronizm’e yakın isimler büyük başarı elde etti, ama ordunun müdahalesiyle iktidar ellerinden alındı. 1960’lar boyunca Arjantin, askeri darbelerle kısa ömürlü sivil hükümetler arasında gidip geldi. Perón, uzlaşmacı bir dil geliştirerek hem sağ hem sol kesimleri kucaklamaya çalışıyordu. Ama Peronist hareket içinde de bölünmeler baş gösterdi. Sağcı sendika liderleri ile solcu gençlik örgütleri (Montoneros gibi) arasında çatışma çıktı. Perón, tüm bu grupları bir arada tutmaya çalışan tek liderdi.
PERÓN’UN DÖNÜŞÜ VE ÖLÜMÜ
1973’te ordu, seçimlere izin vermek zorunda kaldı. Peronist aday Héctor Cámpora seçimi kazandı ve Perón’un dönüşünün yolunu açtı. 17 Kasım 1972’de Perón, 18 yıl aradan sonra Arjantin’e döndü. Milyonlarca kişi onu karşılamak için Ezeiza Havalimanı’na akın etti. Ama bu coşkulu karşılama, Peronist gruplar arasında silahlı çatışmaya dönüştü; sağcı Peronistler, solcu gençleri hedef aldı. Bu olay, Peronizm içindeki derin ayrışmanın kanıtıydı. 1973’te yapılan seçimlerde Perón, ezici çoğunlukla yeniden devlet başkanı seçildi. Eşi Isabel Perón da başkan yardımcısıydı. Ancak Perón artık yaşlı ve hastaydı. Uzlaştırıcı bir lider olarak hem sağı hem solu dengelemeye çalıştı, ama başarılı olamadı. 1 Temmuz 1974’te öldüğünde, ülke yeniden kaosun eşiğindeydi.
PERONİZM’İN MİRASI: KİRCHNERİZM VE GÜNÜMÜZ
Perón’un ölümünden sonra eşi Isabel Perón başkan oldu, ama ülke kısa sürede iç savaşa sürüklendi. 1976’da askeri darbe, Isabel’i devirdi ve “Kirli Savaş” başladı. Diktatörlük döneminde Peronistler de hedef alındı, sendikalar bastırıldı. 1983’te demokrasiye dönüldüğünde, Peronizm hâlâ en güçlü siyasi hareketti. 1990’larda Carlos Menem, Peronist Parti’yi neoliberal politikalarla buluşturdu, bu da parti içinde yeni bir kırılma yarattı. 2001 krizinden sonra Peronizm, Kirchnerizm adıyla yeniden canlandı. Néstor Kirchner ve eşi Cristina Fernández de Kirchner, Perón’un devletçi, milliyetçi ve halkçı politikalarını günümüze uyarladı. Bugün Arjantin siyaseti, büyük ölçüde Peronizm’in farklı yorumları arasındaki mücadeleyle şekilleniyor. Peronist Parti, iktidarda ya da muhalefette, her zaman merkezde. Arjantin internet sitesi içerik editörünün araştırmasına göre, seçmenlerin yaklaşık yüzde 35’i hâlâ kendini Peronist olarak tanımlıyor. Peronizm, artık sadece bir ideoloji değil, Arjantinlilerin ortak hafızasının ayrılmaz bir parçası.
